DUYURU

ANKARA BAROSU XI. ULUSLARARASI HUKUK KURULTAYI-2020 SONUÇ BİLDİRGESİ

2000 yılından itibaren iki yılda bir olmak üzere düzenlenen ve bu yıl on birincisi gerçekleştirilen Ankara Barosu Uluslararası Hukuk Kurultayı 9-12 Ocak 2020 tarihlerinde Bilkent Otel ve Kongre Merkezi’nde yapıldı.

Ankara Barosu tarafından insan hakları alanında ulusal ve küresel ölçekte yaşanan problemlerin ve hak savunuculuğuna dair meselelerin ele alındığı 11. Uluslararası Hukuk Kurultayı kapsamında üç ana konuşma yapılmış, toplam otuz yedi oturumda yüz otuz üç bildiri sunulmuştur. Dört gün süren toplantılara günlük yaklaşık bin civarında dinleyici katılmıştır.

Kurultayın perspektifi açılış konuşmasını gerçekleştiren Ankara Barosu Başkanı Av. R. Erinç Sağkan tarafından ortaya konmuştur. Sağkan konuşmasında, içinde yaşadığımız coğrafyanın; kadınlar, çocuklar, hayvanlar, ağaçlar, gazeteciler, avukatlar, işçiler, yaşlılar, ezilenler için hak ihlalleri ile dolu olduğunu ifade etmiştir. Fakat aynı zamanda bu coğrafyanın insan hakları mücadelesine katkı sunan hak savunucuları ve avukatların ülkesi olduğunu da dile getirmiştir. Sağkan’ın konuşmasında dikkat çektiği hak ihlali alanlarının her biri Kurultay’ın farklı oturumlarında ayrıntılı bir şekilde ele alınmıştır.

Kurultay’ın ana konuşmacılarından Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Savunucuları Özel Raportörü Michel Forst Dünya’da ve Türkiye’de insan hakları savunucularının durumlarına ve yaşadıkları zorluklara dikkat çekmiştir. Forst’a göre insan hakları savunuculuğu kavramı geniş bir içeriğe sahiptir. Yurttaşların gerçeklere ulaşmasını sağlayan gazeteciler,  içinde yaşadıkları toprakları savunan köylüler, temiz hava ve temiz su haklarını savunan çevreciler, can güvenliklerini korumaya çabalayan kadınlar, hak talep eden çocuklar birer insan hakları savunucusudur. İnsan hakları savunuculuğu bir mesleğe özgü değil, insanlığın genel çıkarlarını herkes için savunan kişilerin ortaya koyduğu faaliyetlerdir.

İnsan hakları savunucularının hukuki statüleri esas olarak 1998 yılında kabul edilen Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Savunucularının Hakları Deklarasyonu tarafından korunmaktadır. Elbette İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi de dâhil olmak üzere bu tür bildirgeler hak savunucularının faaliyetleri olmasaydı yalnızca birer kâğıt parçasından ibaret kalırdı. Dünyanın dört bir tarafında insan hakları savunucuları hak bildirgelerindeki hakların hayata geçmesi için mücadele eden insanlardır. Ne var ki, hak savunucularının faaliyetleri çoğu kez yargısal taciz hatta çoğu zaman çeşitli düzeylerde şiddet eylemleri ile karşı karşıya kalmaktadır. Diğer insan hakları savunucularının yanında avukatlar özellikle tehdit altındadır. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Savunucuları Özel Komiserliği’nin faaliyet ve raporları avukatlar başta olmak üzere hak savunucularının tehdit ve tehlikelere karşı korunması çabasını içerir. Forst’a göre, bugün insan hakları savunucularını korumak her zamankinden fazla önem arz etmektedir.

Kurultay’ın bir diğer ana konuşmacısı Türkiye İnsan Hakları Vakfı Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı, Türkiye’de zor dönemlerde insan hakları savunucusu olmanın örnekleriyle şekillendirdiği konuşmasında, en başından itibaren hiç vazgeçmeyen güçlü bir insan hakları hareketinin varlığının önemine dikkat çekmiştir. Fincancı hekimliğin toplumun avukatlığı anlamına geldiğini dolayısıyla avukatları meslektaşları olarak gördüğünü ifade etmiştir. Ardından tarihsel bir perspektif içerisinde İnsan Hakları Derneği ve Türkiye İnsan Hakları Vakfı özelinde Türkiye’de inan hakları savunucularının devletin farklı kurumlarının ve görevlilerinin baskıları karşısında bile büyüyen mücadelelerine dikkat çekmiştir. Türkiye’de insan hakları mücadelesi içerisinde öne çıkan kişisel figürlerin de adlarıyla anıldığı konuşması içerisinde, OHAL bahane edilerek artırılan baskı ve yoğunlaşan insan hakları ihlalleri karşısında, Türkiye’de insan hakları savunucularının güçlü bir geleneği temsil ettiklerini ve bunun tükenmeyeceğini vurgulayarak konuşmasını bitirmiştir.

Berlin Hertie School Uluslararası Hukuk Profesörü ve Temel Haklar Merkezi Müdürü olan Başak Çalı, üçüncü günün ana konuşmacısı olarak günün açılış konuşmasında Uluslararası İnsan Hakları Koruma Mekanizmaları’na ilişkin bir çerçeve çizmiştir. Dört ana bölüme ayırdığı konuşmasında, farklı insan hakları kurumlarının varlığına, bu kurumsal yapılara bağlı olarak kullanılabilecek mekanizmalara, daha özel ve bilinen bir mekanizma olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne ve nihayet, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin özellikle son dönem içtihatlarında değişen yaklaşımına değinmiştir. Çalı, şikâyet dışı mekanizmalar olan raporlama, gölge rapor sunma gibi usuller konusunda Türkiye’den yapılan katkıların eksikliğine değinerek, bu noktada Türkiyeli insan hakları savunucularına eleştiri getirmiştir. Zira Çalı’nın ifadesiyle insan hakları koruma mekanizmaları, “harekete geçirilmesi gereken” bir nitelik taşımaktadır. Bunların en yumuşak hali ise raporlamalardır. Ancak bunun ötesinde, Çalı özellikle Birleşmiş Milletler kapsamındaki şikâyet usullerinin de Türkiyeli hak savunucuları tarafından layığıyla kullanılamadığına değinmiştir. Nihayet Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin bir “son çare” özelliği gösterdiği ifade edildikten sonra maalesef son dönemde Mahkeme’nin bu niteliğini kaybetmeye başladığı ve bu durumun son çare olarak buraya başvuran kişilerde bir hayal kırıklığı yarattığı tespitini yapmıştır. Çalı konuşmasına, farklı kurumları ve usulleri harekete geçirecek, bu anlamda ilk çare olarak görülebilecek stratejik başvuruların yapılmasının önemine dikkat çekerek son vermiştir.

Kurultay’ın ilk gününün oturumları eş anlı olarak üç ayrı salonda gerçekleştirilmiştir. İlk gün öne çıkan temalar insan hakları fikrinin eleştirisi ve hak savunucularına yönelik genel ve OHAL kapsamında yoğunlaşan yargısal taciz uygulamaları olmuştur. Ayrıca şirketlerin insan haklarına saygı konusundaki sorumlulukları ve vergilendirme yetkisinin insan hakları karşısındaki durumu gibi, ender rastlanabilecek hususlar da değerlendirme konusu yapılmıştır. İnsan hakları yalnızca belli bir tarihsel toplumsal dönemin hakları mıdır? Hatta yalnızca insanların hakları mıdır? OHAL ve KHK rejimi, insan hakları alanını nasıl etkiler? İnsan haklarının demokratik taleplerin farklı görünümleriyle nasıl bir ilişkisi vardır? Şirketler insan hakları ihlalcisi olabilir mi? Toplumsal davalarda savunuculuk yapan avukatların karşılaştıkları pratikler nelerdir? Avukatlar nasıl bir işlev kazanabilir? Yargılamanın diğer tarafları, yani hâkim ve savcı yargılamalarında durum nedir? Vergilendirme bir insan hakları meselesi midir? gibi sorular ilk günkü tartışmalara yön vermiştir.

Kurultay’ın ikinci günü toplumsal cinsiyet, özgürlük-güvenlik ve devlet suçluluğu ve kendileri birer hak öznesi olarak avukatlar temaları öne çıkmıştır. Toplumsal cinsiyet temasında, kadına yönelik şiddet vakalarının yargılama konusu edildiği davalarda kadın hareketinin gerçekleştirdiği dava takiplerinin yarattığı farklılıklar ampirik olarak ele alınmıştır. Keza toplumsal cinsiyet temelli ayrımcı uygulamalar ayrı bir başlık olarak ele alınmıştır. Bir diğer oturumda hem avukatlık hem de raporlama ve dava takibi bağlamında feminist hak savunuculuğu pratikleri ve olanakları ele alınmıştır. Özgürlük-güvenlik çatışması, bu çerçevede ortaya çıkan güvenlikçi devlet uygulamaları ve devlet suçluluğu kavramı çağımızın önemli bir hukuki ve politik sorunu olarak gündeme gelmektedir. Bu kapsamda, güvenlikçi uygulamalar ABD, Fransa ve Almanya’dan Türkiye’ye varana kadar farklı boyutlarıyla ele alınmıştır. Günümüz modern devleti insan haklarını sürdürme potansiyelinin taşıyıcısı olmayı gerçekten sürdürebiliyor mu? sorusu tartışmanın ana eksenini oluşturmuştur. İkinci günün bir diğer önemli teması avukatların hakları olmuştur. Bu çerçevede hem bir avukat hareketi olarak Adalet Nöbetleri hem de avukatların disiplin cezaları ve ifade özgürlüğü ihlallerinin hukuki yansımaları ele alınmıştır. İnsan haklarının özellikle Aydınlanma düşüncesi temelinde gelişimi ve eleştirisi ikinci günün son teması olarak dikkat çekmiştir. Hak temelli hukuki aktivizm ve sosyal değişim için bir araç olarak hukuk kliniği uygulamaları ile avukatlık arasında nasıl bağlantılar kurulabileceği sorusu da günün son oturumunda ele alınmıştır.

Kurultay’ın üçüncü günü ana konuşmada da çerçevesi çizildiği üzere insan hakları koruma mekanizmalarına özgülenmiştir. Kolluk faaliyetlerinden ulusal mekanizmalara, baro insan hakları merkezlerinin faaliyetlerinden BM ve Avrupa Konseyi mekanizmalarına kadar uzanan temalar, bu mekanizmaların her birinin eleştirilerini de içerecek şekilde bütün boyutlarıyla ele alınmıştır. Üçüncü gün öne çıkan iki ayrı önemli tema daha bulunmaktadır. Bunlardan ilki, denizde insan hakları başlığı ile özetlenebilecek oturumlarda ele alınan deniz ve insan hakları temasıdır. İnsanlığın son yıllarda yaşadığı en büyük trajedi olan düzensiz göçmenler meselesinin yanı sıra deniz iş hukuku alanında söz konusu olabilecek işçi hakları, Kurultay’ın ana temasına uzak gibi görünen bir alandan bir katkıdır. Nihayet toplumsal cinsiyet üst başlığı altında ama bu kez kadın hakları ve hareketinden ziyade, cinsel yönelim, cinsel kimlik ve cinsiyet rolleri merkezli tartışmalar “Gökkuşağının Altında Hepimize Yer var mı?” sorusunu Kurultay’ın gündemine taşımıştır.

Kurultay’ın dördüncü ve son günü sosyal ve kültürel haklar teması çerçevesinde ilerlerken mülteciler, post-liberal haklar ve adil yargılanma için müdafiliğin önemi konularını da içerecek şekilde genişlemiştir. Kent hakkı, çevre hakkı, insan-doğa ilişkisini yeniden düşünmeye davet eden ekoloji mücadeleleri ve ekolojik haklar, kültürel miras hakkı, emek hakları ve çocuk işçilik problemi günün ana hattını oluşturmaktadır. Öte yandan liberal hakların ötesine geçebilecek örnekler ve post-gerçekçilik çağının kavramları da ele alınmıştır. Nihayet günümüzün en büyük ihlallerinin yaşandığı mülteci hakları alanı ve müdafi yardımından yararlanmanın yargılananlar açısından taşıdığı değer Kurultay’ın son oturum temaları olmuştur. Ana konuşmanın olmadığı dördüncü gün oturumları, Ankara Barosu Başkanı Sayın R. Erinç Sağkan’ın oturum başkanı olduğu İnsan Hakları Mücadelesinde Hukuk Örgütlerinin, STK’ların ve Basının Rolü başlıklı açık toplantıyla sona ermiştir. Kurultay’ın kapanış oturumu olan bu açık toplantıda Türkiye’den farklı baroların başkanlarının yanı sıra Sırbistan Barolar Birliği Başkan Yardımcısı, çeşitli STK temsilcileri, gazeteciler ve sanatçılar; kendi perspektiflerinden hem Kurultay’ı hem de Kurultay’ın ana teması olan İnsan Hakları ve Hak Savunuculuğu meselesini, dinleyicilerin de katılımları ile ele almışlardır. Konuşmalarda baroların hak savunucusu kurumlar olarak önemi öne çıkarken baro başkanlarının her biri bu konudaki mücadele azimlerini altını çizerek ortaya koymuşlardır.

İlk kez açık bildiri çağrısı ve bu çağrı üzerine gelen bildirilerin isimler kapatılarak bilim kurulu tarafından değerlendirilmesiyle düzenlenen Uluslararası Hukuk Kurultayı’na gelen başvuru yoğunluğu, titiz bir değerlendirmeyi gerektirmiş, bu da son derece nitelikli tebliğlerin sunulmasını sağlamıştır. Kurultay oturumlarının hemen hepsinde canlı tartışmalar yaşanmış, Türkiyeli hak savunucuları dört gün boyunca insan haklarının çeşitli veçheleri üzerine düşünmüşler, tartışmışlar ve sonraki dönem hak mücadeleleri için kendilerince sonuçlar çıkarmışlardır.

Otoriter yönetimlere karşı insan hakları savunucuları daha fazla baskıya maruz kalma tehlikesi altındadır. Bugün Türkiye’de pek çok avukat da avukatlık faaliyetleri nedeniyle cezalandırılma riski ile karşı karşıyadır; hatta hayatlarını cezaevlerinde geçiren meslektaşlarımız bulunmaktadır. Dolayısıyla avukatlar artık toplumun genel çıkar ve haklarının yanı sıra kendi haklarını da daha güçlü savunmaya, tartışmaya ve öne çıkarmaya çalışmalıdırlar.

Kurultay’da altı çizilen temel husus şudur: Toplumsal ve hukuksal mücadelelerle kazanılan haklar her türlü baskıya karşı her dönemde daha güçlü savunulmalıdır. Bunu gerçekleştirmek için barolar daha da önemli örgütler haline gelmiştir. Barolar yalnızca avukatların meslek örgütü değil, halkın hak örgütleridir. “İnsan Hakları ve Hak Savunuculuğu” başlıklı Ankara Barosu 11. Uluslararası Hukuk Kurultayı’nı insan hakları mücadelesinde önemli bir adım olacağı umudu ve herkes için hemen şimdi daha fazla insan hakları, daha fazla demokrasi şiarıyla kapatıyoruz.