DUYURU

Basına ve Kamuoyuna;

1926 - 1934 yılları arasında gerçekleştirilen Atatürk Devrimlerinin bir kısmı, kadınların sosyal ve kültürel alanlarda, eğitimde, hukukta, aile içinde, çalışma hayatında, toplumsal yaşamda ve siyasette erkeklerle eşit haklara sahip olmasını hedeflemiştir.
Atatürk'ün önderliğinde, kadınların iktisadi ve siyasal yaşama katılmaları yönünde bir dizi değişiklik yapılarak; 1930 yılında belediye seçimlerinde seçme, 1933 yılında çıkarılan Köy Kanunu'yla muhtar seçme ve köy heyetine seçilme, 5 Aralık 1934 tarihinde  Anayasa'da yapılan bir değişiklikle de milletvekili seçme ve seçilme hakları tanınmıştır.

83 yıl önce Atatürk’ün kadınlara vermiş olduğu seçme ve seçilme hakkı, büyük ölçüde kâğıt üzerinde kalmış, kadınlar ne yazık ki uygulamada kocasının ve ailesinin seçtiğini seçmiş, kendisi ise seçilememiştir.

1934 yılında kadınlara tanınan haklar; zamansal ve hukuksal açıdan bir devrim niteliğinde olmasına  ve Türkiye’nin örnek aldığı ülkelerden çok önce gerçekleşmesine rağmen; çok partili dönemlerimizde, öncü olduğumuz Avrupa ülkelerinin gerisinde kalınmıştır.
Kadınların siyasal hayatta geride kalmasında, siyasi partilerin seçim dönemlerinde, kadın adaylarına, sıralamada eşit imkan tanımamalarının da etkisi vardır.
Kadının seçilebilme hakkı, kanunen tanınmış bir hak gibi görünüyorsa da; esasında bu hakkın kullanımının parti yöneticilerinin, daha açık bir ifadeyle genel başkanının, iki dudağı arasında bulunduğu, tüm kamuoyunun malumudur.

Türkiye’de 2000 yılı sonrası iktidarların, dini siyasete âlet etme çabaları neticesinde, kadını geri plana itme uygulamaları hız kazanmıştır. Türk kadını, 1934 yılından daha da gerilere götürülmeye çalışılmaktadır. Siyasete atılması baba, erkek kardeş, akraba veya eş tarafından engellenmekte, oy kullanırken kendi iradesi, aile baskısı neticesinde ipotek altına alınmaktadır. Birçok erkek, kadınların sosyal rollerini bağımsız olarak belirleyemeyeceklerini düşünmektedir.
Türkiye gibi toplumsal cinsiyet rolleri katı bir şekilde çizilmiş bir ataerkil yapıda, en iyi kanuni düzenleme dahi "mahalle baskısı”nı, mal bölüşümündeki “cinsiyetler arası eşitsizliği”, kadının "evinin kadını, çocuklarının annesi" olma rolünü bertaraf edici nitelikte olamamaktadır.  Daha açık bir ifade ile, her kadının başarısızlığının önünde,   eril engel bulunmaktadır.

Kadınlarımızın, kendi kaderi ile birlikte, ülke kaderinde de söz sahibi olabilmelerinin yolu, siyaset yapabilmekten geçmektedir. Siyasette eşit temsil edilmek, yalnızca bir kadın-erkek eşitliği sorunu değildir. Yüksek sosyo-ekonomik düzeye ve yüksek demokrasiye erişmişlik sorunudur.
Kısacası kadınların siyasette ve karar mekanizmalarında  daha aktif rol almaları; bir ülkenin yüksek medeniyete erişmişliği ya da erişemediği sorunudur. Kadınlar; kadın olma bilinciyle, kadın sorunlarından haberdar, ülkenin ve toplumun her gündemiyle yakından ilgili, Cumhuriyetin aydın yüzleri olarak, TBMM’de, sendikalarda, sivil toplum kuruluşlarında, kamusal ve özel çalışma alanlarında, kısacası toplumun her alanında yer almalıdırlar.

Ankara Barosu Kadın Hakları Merkezi üyeleri olarak;

İstek ve dileklerimizin gerçekleşeceği konusunda umutsuz değiliz ve herkesi üzerine düşen görevi yapmaya davet ediyoruz.

Biz kadınlar; bir kez daha Ulu Önder Atatürk’ü minnet, şükran ve saygıyla anıyoruz.

Ülkenin geleceği, kadınların eşit bireyler olarak, toplumun her alanında, erkeklerle omuz omuza olmasındadır.

Seçme ve Seçilme hakkımızı elde etmenin 83. yılı kutlu olsun!

05 Aralık 2017

ANKARA BAROSU
KADIN HAKLARI MERKEZİ