BASIN AÇIKLAMASI

ÇOCUKLARI KORUMAK

TÜM DEVLET BİRİMLERİ ÖDEVİDİR

Yeni umutlarla başlayan yeni bir yılın hemen ilk iş gününde, yine bir önceki yılı mumla aratacak bir skandalla yüz yüze gelmiş bulunmaktayız.

“Anayasanın 136. maddesi uyarınca kendisine; laiklik ilkesi doğrultusunda, bütün siyasi görüş ve düşünüşlerin dışında kalarak ve milletçe dayanışma ve bütünleşmeyi amaç edinerek” çeşitli görevler yüklenen ”Diyanet İşleri Başkanlığı’nın resmi ağ sayfasında yer verdiği kimi kavramsal açıklamalar “doğrudan çocuk istismarını övücü” olarak tanımlanarak haberlere konu edilmiştir. Örnek olarak; sayfanın “Dini Kavramlar Sözlüğü”nde yer alan “BULÛĞ” kavramı; İslâm hukukçularınca bulûğ çağının alt sınırı, erkekler için 12, kızlar için 9 yaş olarak belirlenmiştir. Bu yaşa ulaştıktan sonra erkeğin ihtilam olması, baba olabilme devresine girmesi; kızın da adet görmesi, gebe kalabilme çağına ulaşması fiilî olarak bâliğ olmalarıdır. Ancak erkek ve kızlar 15 yaşlarına ulaştıklarında, kendilerinde bu erginlik alametleri görülmese de bâliğ olduklarına hükmedilir.”olarak tanımlanmıştır.

Yine bağlantılı şekilde; aynı bölümde “NİKÂH” kavramı; “Sözlükte "evlenmek ve cinsi ilişkide bulunmak" anlamına gelen nikâh, bir fıkıh terimi olarak…” diye başlanarakKişinin gayri meşru ilişkiye girme tehlikesi bulunması halinde evlenmesi vaciptir....Buluğ çağına erişmiş kadının velisi olmaksızın kendisinin nikâhlanabilmesi mümkün olmakla birlikte, velisinin de bulunması menduptur.” şeklinde tanımlanmıştır.

Bahsi geçen BÜLUĞ kavramı; fıkıh değil, bir tıp terimi olup; Türk Dil Kurumu Sözlüğü uyarınca “ergenleşme” anlamına gelmektedir. NİKÂH kavramı ise; fıkıh değil, Türk Medeni Yasası ile vücut bulan bir hukuk terimi olup; Türk Dil Kurumu Sözlüğü’ne göre; “Bir erkekle bir kadının evlilik birliği kurmasını sağlayacak yasal işlem, evlilik akdi” anlamına gelmektedir. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kavramların içini boşaltıcı ve yanıltıcı şekilde yaptığı bu tip tanımlamaları kesinlikle kabul etmediğimizi açıklıkla beyan ederiz.

Tıbbi ve hukuki/medeni dünyaya ait bu gibi kavramlarda dinsel kimi ölçütlerin kaynak alınarak “Bir kız çocuğunun 9 yaşında, bir erkek çocuğunun 12 yaşında büluğa girdikleri ve büluğ çağına erişen çocukların velileri olmaksızın nikah kıyabilecekleri”, dolayısıyla yasalarla 17 olarak belirlenen nikah yaşının fiilen 9-12 yaşlarına indirilmesine en basit tabirle göz yumulması; bir yandan Anayasanın en temel ilkelerinden olan laikliğe aykırılık ve yasaları uygulamamaya teşvikle birlikte “anayasal düzeni yıkmaya teşebbüs” eylemi oluşturmaktadır. Diğer yandan da; toplumda yükselen gericilikle birlikte, önüne geçilmesi bir yana, sürekli bir kadın-erkek eşitsizliği vurgulaması altında sayısal ve zihinsel düzlemde de artış gösteren kadın cinayetlerini, çocuk istismarlarını teşvik edercesine toplumsal düzeni bozucu bir etki yaratmak, yine en basitinden “halkı kin ve düşmanlığa tahrik”ten başlayıp “çocuk istismarı” suçuna kadar geniş yelpazede birçok suç işlenmesine kişileri doğrudan azmettirmektedir.

Gün boyu yükselen tepkiler üzerine; Diyanet İşleri Başkanlığı’nın 02.01.2018 (aynı gün) tarihinde yaptığı;

Dini Kavramlar Sözlüğü adlı yayınımızdaki tanım ve maddelerin çarpıtılmasıyla böyle bir iddia üretmek iyi niyetle izah edilemez.

Nitekim Başkanlığımız, tarihi boyunca erken yaşta evliliklere asla onay vermemiştir, vermeyecektir.

şeklindeki basın açıklaması bizleri tatmin etmemiştir. Diyanet İşleri Başkanlığı; toplumsal algı yaratan kavramlarını “çarpıtma” ve “kötü niyet” üzerinden açıklamak yerine çarpıtıldığını iddia ettiği kısımlarda gerçekte ne demek istediğini açıklamak zorundadır.

Din işlerinin kamu hizmeti şeklinde yürütülmesi için kurulan ve “fetva”lar verme görevi ile donatılan Diyanet İşleri Başkanlığı’nın “laik” bir toplum düzenindeki doğrudan bozucu etkisi ayrıca sorgulama konusu olmakla birlikte; aynı zamanda eğitim ve sağlık hizmetlerinin birkaç katı olacak şekilde devlet kaynaklarının en yüksek bütçe ile aktarıldığı devlet kurumu olduğu da bilinmektedir.

Anayasal bir devlet kurumunun kendi açıklamaları ile böylesi bir toplumsal yıkıcılığı ve başkaca bir “şer’i” düzen kurulmasını tahrik ve teşvik ederek toplumu kutuplaştırması; kabul edilemeyeceği gibi, buna karşı koymak da yurttaşlık bilinci açısından, gelecek nesillerin ve insanlığın korunması için en temel hak ve görevlerden biridir.

            Ayrıca Anayasamızın 41. maddesi çok açıktır. Buna göre “Devlet, ailenin huzur ve refahı ile özellikle ananın ve çocukların korunması  ……. için gerekli tedbirleri alır, teşkilatı kurar.” “Devlet, her türlü istismara ve şiddete karşı çocukları koruyucu tedbirleri alır.“

            Hal böyle iken, gün geçmiyor ki, dezavantajlı grupların ve özellikle çocukların istismarına yönelik bir haber veyahut uygulama ile karşılaşmayalım. Durumun en vahim tarafı ise, bu istismar ve ihlallerde devlet kurumlarının ve kamu görevlilerinin adlarının geçmesidir.

Bu bilinçle; eğitim ve sağlık hizmetlerinden kısılarak halkın vergilerinin büyük kısmını kullanan Diyanet İşleri Başkanlığı‘nın resmi ağ sayfasındaki “Dini Kavramlar Sözlüğü” bölümünden bahsi geçen ve buna benzer istismarcı kavramların çıkarılması bize artık yetmeyecektir. Kaldı ki; bu tür skandalların ilgili kurum için ne ilk olduğu, ne de son olacağı gözetildiğinde;

DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI’NIN BU VE BENZERİ, TÜRLÜ İSTİSMARLARA MEŞRUİYET SAĞLAR TAVRINDAN UZAKLAŞIP ANAYASAL KONUMUNA ÇEKİLMESİ ZARURET ARZ ETMEKTEDİR.

03.01.2018

ANKARA BAROSU ÇOCUK HAKLARI MERKEZİ